Bilim sanatın insan sağlığına iyi geldiğini iddia ediyor. Biz bunu zaten her zaman hissettik, yaşadık. Müzede veya galeride beğendiğimiz bir tablonun karşısında durup, derinine baktığımızda hissettiklerimizi bir biz biliriz. Bir de yanımızdaki sanatsever arkadaşımız. Ona ”Vay be şuna bak o kırmızı noktayı nasıl da yerine yerleştirmiş” dediğimizde de o da bize “He ya, aynen!” derse ikimiz de nirvana ya evrilmiş gibi oluruz. Beynimizin iki önemli eylemi var biri haz alma, diğeri ise mantıklı olma.
Bir sanat eseri önünde içimizde ortaya çıkan olaylar nelerdir? O esere baktığımızda hissettiğimiz duyguların yükselmesinden nasıl haberdar oluyoruz. İnsan bir başka insanla karşılaştığı zaman herhangi bir duyguya kapılabiliyor. Bu iyi olabilir kötü olabilir. Aynı şekilde bir sanat eseri ile karşılaştığınızda da bu beynimizde bir takım olaylar ortaya çıkıyor. Nörotransmiterler denilen kimyasallar aracılığıyla bir çok olaylar beynimizde fırtınalar kopartıyor. Beynimiz vücudumuzun % 2 si ama vücudun tükettiği enerjinin %20 sini tüketiyor. Bu tüketimin % 60 ı ise görme ve görsellerin algılanması işlerine harcanıyor. Muhteşem bir işlemci. Mikro saniyeler içinde binlerce, milyonlarca işlem yapıp bizi çevreleyen gerçeklikle uyum sağlamamıza yardımcı oluyor. Olağanüstü değil mi? Bir de üstelik bilim dünyası bugün hala beynimizin bu işleri nasıl başardığını anlamış değil.
Diğer bir yanda bir sanat eserinin önünde hissettiğimiz estetik empati de denilen zevk alma, haz duyma olayının gizemleri var. Normalde beynin hayatta iki işlevi var. Bir tanesi hayatta kalmamızı sağlayan ve bize yaşama arzusu veren bir işlev. Diğeri ise haz alma işlevi. Biri Apollo diğeri Diyonisos. Biri at binen süvari diğeri at. Bir bilgisayar asla bu şekilde çalışamaz.

Süvari entelektüel beyni temsil ederken at haz ve ödülü simgeler. Herhangi bir çatışmalı bir durumda her zaman at kazanır. Bizi rasyonellikten ayıran ama aynı zamanda insan olarak tanımlayan şeyler hatalardır, fantezilerdir ve arzulardır.
Okşamış beyinlerden bahsedebiliriz. Bilim adamların söyledikleri şöyle; bir sanat eseri beynin her iki işlevini de devreye sokar.
Sanat eseri beyine bilmediği şeyleri gösteri, onu şekillendirir. Onu okşar ve ona zevk ve ödül verir. Bu olay müzikte yoğun olarak incelenmiştir. Görsel sanatlar alanında da benzer durum söz konusudur

Bu konuda bir çok deney yapılmaktadır.
Bunlardan bir tanesi müzedeki ziyaretçilerin sanat eserleri önündeki kalp atışlarının ve terlemelerinin miktarını ölçmek. Ziyaretçi sanat eserini seviyorsa vücudunda kortizol üretimi yani stres hormonu azalıyor.
Dolayısı ile stresi azalıyor. Koridorları sanat eserleriyle süslü hastanelerin hastalarının hastanede geceleme sayısı kuru ve laboratuar gibi olan hastanelerden daha düşük. Yani sanat içinde insanın iyileşme süresi hızlanıyor.
Kalp daha sakin atıyor, vücut gevşiyor. Beyinde mutluluk hormonu diye bilinen dopamin salgılanması artıyor. Müzik dinlerken arttığı gösterilen endorfinler ve oksitosin (sevgi hormonları) kimyasal cephaneliğimizin bir parçası olarak çalışıyor. Bunların hepsi bir sanat eserinin önünde de ortaya çıkıyor. Altın oran olarak bilinen bir kavramdır. Görsel estetiğin temelindedir. Bu incelendi. Bir eserin estetik niteliklerini değerlendirebilmek ve onu beğenmek nasıl oluyor bu bilimsel olarak tesbit edildi. İnsanlara değişik fotoğraflar gösterildiğinde hangi sosyoekonomik sınıftan gelirlerse gelsinler hangi yaşta olurlarsa olsunlar, sıradan fotoğraflara göre ustaların fotoğraflarını tercih ettikleri bilimsel olarak gösterildi.

Bir italyan bilim adamı iki beynimizin birbirinden bağımsız olarak çalışabileceğini gösterdi. Ama aralarında gelişmiş sürekli açık bir bir bağlantı kanalı vardır, burası akıl ve duyguyu birleştiren empati yeridir. Pariste hastalara müzeye gitme reçetesi yazmaya kalkan doktorlar var. “Güzelliğe davet” derneği nörolojik, psikolojik ve sosyal düzeydeki araştırmalardan dolayı UNESCO’nun himayesine verildi. Lyondaki bir hastanenin iç hastalıkları bölümünde hastalar hastaneden odalarına asmak için beğendikleri bir sanat eserini isteyebilmektedirler. Yani okuduğunuz bir kitabın antidepresan etkisi gibi acı çeken insanların bir tabloya bakarak gevşemesi tabii ki doğal bir durumdur.
Başka bir çalışmada ise orta seviyede oluşturulan deneysel bir ağrı 6 aydan uzun süreli ilişkileri olan kadınlarda partnerlerinin fotoğrafları gösterildiğinde bu ağrıyı daha az hissettikleri bilimsel ortaya kondu. Fotoğrafın ağrıya yanlarında ellerini tutan bir kişiden daha fazla faydası olduğu ortaya çıktı. İlginç değil mi?

 

 

https://www.scn.ucla.edu/pdf/Master-InPress-PsychSci.pdf

Sanat ve sağlık