Fotoğrafa Aşk Mektubu: Roland Barthes ve Punctum kavramı

Mehmet Ömür

Roland Barthes’ın yazdığı kitabın orijinal adı Aydınlık Oda. Neden “Karanlık Oda” değil de “Aydınlık Oda” yani “Camera Lucida?” Çünkü bu çok şahsi bir eser. Barthes’ın belki de en güzel eseri. Başlangıçta deneme olarak başlanmış ancak daha sonra özellikle kitabın ikinci bölümünde Barthes olayı duygu optiğinden geçirmiş ve özeline taşımıştır.

Cahier de Cinema bir sinema dergisidir ve bu dergi Barthes’dan sinema üzerine bir kitap yazmasını istemiştir ama Barthes 1,5 yıl kadar bir süre bu siparişi bir kenara atmak durumunda kalmıştır çünkü annesinin ölümünün yasını tutmakta ve başka bir şeyle ilgilenememektedir. Ta ki fotoğrafın ölümle ilgisini kurana kadar. Bu ilişkiyi kurunca evine kapanır ve kitabı 6 haftada bitirir. Kitap bir deneme kitabı olmaktan çıkmış herhangi bir tarza sokulmakta zorlanılacak bir kitap haline gelmiştir. Kitap müzik eseri gibi 2 bölümde yazmıştır ve partisyonlar vardır ve her bölümde 24 kısa düşünce parçaları vardır. Bu kitapta fotoğrafı sinemanın karşısına koyar, çünkü sinema fotoğraf kadar kendisini çekmemektedir. 

 

Camera Lucida, orijinal adıyla “La Chambre Claire” yani Aydınlık Oda, aşk mektubu gibi duran metaforlar yığını bir kitaptır. Barthes, Latince sözcüklerle daha özgün anlam arayışları içine girmiştir. Roland Barthes, fotoğrafın başkaları için değil de, kendisi için ne anlama geldiğinin arayışı içindedir ve kitabın ikinci bölümünde de tamamen duygularını açar. Hayatının en önemli fotoğrafı olan, annesinin 5 yaşında çekilmiş “Kış Bahçesi” adını verdiği fotoğrafını değerini düşürecek diye kitapta göstermez ama uzun uzun anlatır, içini döker. Ona göre fotoğraf kişiseldir, herkesin her  fotoğrafa yaklaşımı farklı ve özeldir ve Barthes kitabında bunun üzerine uzun uzadıya durur. Kitap fotoğraf sanatına bir güzelleme olarak yazılmıştır. Roland Barthes fotoğrafı sinemaya tercih eder demiştim.  Fotoğrafı sahneye benzetir, ona göre fotoğraf tiyatroya sinemadan çok daha fazla yakındır. Ben de zaten ileride yazacağım tiyatro oyunumda onu Susan Sontag’ın karşısına erkek başoyuncu olarak çıkartacağım. Başrol veriyor olmamın başlıca nedeni fotoğrafı sinemadan çok seviyor olması değil tabii ki. Karizması, düşünceleri ve fotoğrafa yazdığı “Camera Lucida” kitabı. Barthes, fotoğraf felsefesiyle fotoğraf severlerin gönüllerine taht kurmuştur. Amatör olarak bile, fotoğraf çekmedikleri halde bir arkeolog özeniyle fotoğrafı böylesine özenli bir şeklide irdeleyen düşünürlere hayranlığım büyüktür doğrusu. Aynı şekilde John Berger ve Walter Benjamin de fotoğraf sanatı için çok değerliler ve sırada onlar da var. Barthes’in fotoğraf kitabı fotoğrafa adeta bir aşk mektubudur. Ölümünden çok kısa süre önce 1980 yılında, Susan Sontag’ın “Fotoğraf Üzerine” kitabından birkaç  yıl kadar sonra yazdığı bu kitabında Susan Sontag’a neden hiç gönderme yapmadığını merak ettim doğrusu. Oysa birbirlerini iyi tanırlar bu iki fotoğraf düşünürü. Barthes’a hayran olan Sontag,  onu anlatırken “Elimi öpüp yanağına götürmesini hiç unutamam” der. İşte böyle kibar bir beyefendidir ve Sontag da Barthes’den çok hoş bir kişi diye bahseder. Barthes’ın narin bir yapıya sahip olmasında belki de çocukluğunda yakalandığı verem hastalığının rolü vardır ve 3 yıl eve kapanmasına neden olan bu hastalığın, çok sonralar geçirdiği kazanın ardından kendisini toparlayamayıp ölmesine neden olduğunu düşünenler de vardır.

Roland Barthes “Camera Lucida” da tamamen kişisel duygu ve düşünceleri üzerinden yürüyor, yeni kavramlar üzerinde duruyor ve yeni kavramlar kuruyor; Operator, Spektator, Spectrum, Studium ve Punctum öne sürdüğü önemli kavramların bazılarıdır. Bir de “Ça-a-été” var ki, bu kavramın Türkçe’de tam karşılığını bulmak biraz zor. Barthes, fotoğrafın anlamın peşindedir. Ça-a-été,  “O oldu, bu vardı, öyleydi” anlamlarına gelir. O anda, orada bir şey olmuştur ve bir daha tekrarı olmayacak olan “bu şey” sonsuza kadar fotoğraf tarafından gösterilecektir. Bu kitapta “Punctum” kavramını ortaya atmıştır. Bu kavram, fotoğrafın dışına da çıkıp başka alanlarda da kendisine yer bulmuştur. Delip geçen şey, yani bu Punctum bizi yakalayan, yani aşık olduğumuz o küçük şeydir. Başkasında belki aynı duygu oluşmayacaktır, yani özeldir.

Barthes, bir ontolog (varlık bilimci), -her ne kadar kendisini öyle görmese de- bir filozof, bir göstergebilimci ve bir yazardır. Sorbonne’da hoca olabilecek kadar, kendi kendisini yetiştirmiştir.

Barthes, kitabına Napoleon’un yeğeni Jerome’un fotoğrafıyla başlar. “İmparatoru gören gözleri” görüyordum demesi ilginçtir. Barthes, ölümle kafasını bozmuştur diyebilirim,   sonra girdiği büyük bir yas döneminde bu düşüncelerinin etkisine girdiğini söyleyebiliriz. Camera Lucida’da yazarın amacı, fotoğrafın temel bir özelliğinin olup olmadığı, daha doğrusu “tek başına diğer imge gruplarından farklı bir  üstünlüğü” olup olmadığını anlamaya çalışmaktır. Yazar, fotoğrafın bir daha asla tekrarlanamayacak bir şeyi mekanik olarak tekrarladığını söylerken seyirciyi pasif konuma sokmaz. Aslında genel olarak imgeleri okunması gereken bir metin gibi görmeye eğilimimiz vardır. Çünkü güçlü bir referans noktasına ihtiyacımız vardır. Oysa imge konuşmaz, grameri yoktur, ayrıca kavram da değildir. Fotoğraf ise bize gösterir, bilgilendirir ve hayal etmemizi sağlar. Ama meraklı beyinlerimiz her şeyde olduğu gibi fotoğrafı da deşifre etmeye, okumaya çalışır. Fotoğrafları ve imgeleri sessiz bir dilbilim, imge sözlükleri, ikonografiler olarak ele alan teoriler üretmeye çalışıyoruz. Bu şekilde anlamayı ümit ediyoruz. Roland Barthes’de kitabındaki 48 bölümde bunu yapıyor ve görüntü sorununun fotoğraftaki yerini anlamaya çalışıyor. Bir göstergebilim uzmanı olan Barthes’a  göre fotoğrafın bir dili yoktur, doğası gereği olamaz, sadece kayıpla veya ölümle ilişkisi vardır 

Fotoğrafı çekene Operator, seyredene Spectator diyor. Fotoğrafın kendisine ise Spectrum. Spectrum’un “Spectacle” ile yani sahne ile ilişkisi olduğunu söylüyor Barthes.  Ona göre “Studium” kavramıyla ise genele gönderme yapar, yani ortalama işler, beğenilen ama aşık olunamayan işler anlamında. Barthes için en önemli olan “Punctum” dur. O küçük şey, o aşık olunan şey, herkes için farklı olabilen her fotoğrafta da olmayan “O şey”. O bir anda görüp de vurulduğumuz küçücük şey, bir yıldırım aşkı. Barthes bunu fotoğraflar üzerinden de anlatır ve  o fotoğraflardan bir tanesini fotoğrafı buraya aldım

.

Roland Barthes, çığır açan çalışması Camera Lucida’da, Koen Wessing’in 1979’da Nikaragua’da çekmiş olduğu silahlı askerlerin yanından geçen iki rahibeyi gösteren fotoğrafı ele alır. Bu fotoğrafa çarpılmıştır çünkü bu fotoğraftaki çelişkili durum Barthes’ı  çok etkilemiştir. Barthes’e göre Spectatoru yani izleyeni durup, tekrar bakmaya  yönelten bu şey yani imgenin Punctum’unu yaratan işte bu fotoğraftaki “o” çelişkidir. 

Barthes, bu kitabı sadece analog fotoğrafın gündemde olduğu, fotoğrafın kağıda basıldığı ve bakıldığı bir tarih aralığında kaleme almıştır. Acaba kitabını bugün, fotoğrafların neredeyse tamamının ekranlar üzerinden izlendiği bu dönemde yazsaydı, düşünme tarzı farklı olur muydu diye de aklımdan geçirmiyor değilim doğrusu.

Bir de bu kitabın 1996 da Türkçeye kazandıran Altıkırkbeş Yayınları ve Reha Akçakaya’ya teşekkürlerimi iletirken yazın dünyasının profesyoneli olmayan birisi olarak küçük bir eleştirimi iletmek istiyorum. Keşke kitapta Studium ve Punctum kelimelerinin Türkçesini bulma çabasına girmediğiniz gibi; Operator, Spectator ve Spectrum’u da, İşletici, İzleyici ve Tayf olarak değiştirmemiş olsaydınız. Okuyucuya için bir kolaylık olurdu diye düşünüyorum.  Muhtemelen bir nedeniniz vardır, belki o yıllarda okuyucu daha çok öz Türkçe seviyordu, kim bilir? Yine de Kitabın Türkçeye çevrilmiş olması, Türk fotoğraf dünyasına bir armağandır. Her dönemde okunabilir bir kitaptır ve her fotoğraf severin mutlaka okuması gereken bir eserdir diye düşünüyorum. Yardımcı olsun diye en önemli kelimelerden çok kısa, 6 kelimelik bir lügat yarattım ve buna Barthes’in okuma lügatı demek istiyorum. 

Operator: Fotoğrafçı

Spectator: İzleyici, fotoğrafa bakan kişi

Spectrum: Fotoğrafın konusu

Studium: Genel beğendiğimiz fotoğraf

Punctum: Fotoğrafta bizi çarpan şey, bizi o fotoğrafa aşık eden o küçücük ayrıntı

Ça-a-été: Bu vardı veya O şey oldu