Mobil sanatla ilgili  

 

Mobil sanatla ilgili  

Mobil Sanat nedir diye başlarken önce sanatın tanımını yapmaya çalışalım Aslında  yapılamayacak bir şeyi yapmaya çalışalım. Bir şeyin tanımını yapabilmek için gerekli ve yeterli şartlar gereklidir. Örneğin bir üçgenin tanımını yaparken üç kenarlı deriz. Bu gereklidir ama yeterli değildir. Eğer üç kenardan ikisinin ucu biri birine dokunmuyorsa o bir üçgen değildir..   

İşte üç kenarı olan ama üçgen olmayan bir şekil.

Şimdi sanatın tanımlarına bir bakalım ve önce kaynaklara bakalım ve sanatın çok sayıdaki tanımlarından bir kaç tanesini inceleyelim.

Cezanne’ın görüşlerinden etkilenen İngiliz sanat eleştirmeni Clive Bell, biçimi öne alır ve sanatı tamamen estetiğe bağlamıştır. İşte tam da bu neden le; Marcel Duchamp, Andy Warhol, Joseph Beuys gibi dünyanın en büyük sanatçılarının kendilerine yer bulamadıkları 1900’lü yılların başında, Clive Bell’in bu tanımını artık bir kenara bırakmamız gerekir. Georges Dickie’nin Kurumsal sanat kuramı sanatın tanımlanabileceğini ileri sürer. Sanat eserinin bilinçli olarak insan elinden veya fikrinden çıkması gerektiğini iddia eder. Sanat dünyası adına hareket eden kişiler tarafından, hakkında fikir birliğine varılmış olunmalı, beğeni kazanmaya aday olmalıdır der ki, bu da polemiğe çok açık bir tanımdır. Bize en yakın gelen tanım ise Morris Weitz’in tanımıdır, belki de tanımsılığıdır demek gerekir. Çünkü Wittgenstein’ın görüşlerinden yola çıkan Weits, sanatın tanımlanamayacağını savunur. Haklıdır da! Şu örneğe bakalım!

 

Burada Marcel Duchamps’ın “Çeşme” adını verdiği Çağdaş Sanat devrinin kapılarını aralayan eserini inceleyelim. 1917 yılında New York’ta bağımsız sanatçılar sergisine başvuru koşulları açıklanırken, başvuruların eserlerin hepsinin kabul edileceği söylenmiştir. Yüzlerce başvuru olur, tümü kabul edilir ama bir tek “Çeşme” isimli eser, sanat eseri olmadığı için kabul edilmez ve depoda veya atıldığı çöplükte yok olur gider. Yıllar sonra, 2004 yılında Duchamps, aynı eserin yenisini üretir ve önemli sanat eleştirmenleri tarafından “Çeşme” 20. yüzyıla damgasını vuran eser olarak seçilir. Çok garip değil mi? Daha bir yüzyıl geçmeden sanat eseri kabul edilmeyen bir iş, bir süre sonra çağın sanat eseri haline dönüşmüştür. Bence, bu durum bile sanata tanım yapılamayacağının kanıtıdır.

Mobil Sanat’ın da iddia ettiği aslında budur. Sanat; özgürdür, sınır tanımaz, tarihin her döneminde değişir, devrimcidir, hemen şimdi söz konusudur, rastlantıya yer vardır.

Gelelim şimdi dijital sanata ve alt grubu Mobil Sanata. Bu sanatta bilgisayar rol alır ve fiziksel olmayan işler üretir. Bilgisayar bazen yardımcı araçtır, bazen ise yaratıcı konuma geçebilir. Yeni medya sanatı da dediğimiz dijital sanat, tekniğin sanatta her dönem yeni bir çağ açacağını gösterirken, bazı eserler de 1990’lı yıllardan itibaren müzelerde yerlerini almaya başlamışlardır. Dijital teknolojiler araç veya ortam olarak kullanılabildikleri gibi, dijital veriler de bu yeni sanatta kullanım alanı bulmaktadırlar. Buna bir örnek olması bakımından dilerseniz https://refikanadolstudio.com/projects/ ve https://common.studio bağlantılarından bu sanatçının kendisini ve yaptığı işleri tanımanız mümkün. Fotoşop ile dijital teknolojiyi araç olarak kullanan Murat Germen’in işlerine de buradan bakabilirsiniz. https://muratgermen.com/artworks/yol-way-solo-istanbul-modern/#image-9

Filozof Richard Wollheim, sanatın estetik değerlendirilmesi için üç yaklaşım önermektedir. Bunlardan birincisi, Estetik Niteliğin insanın bakış açısından bağımsız, mutlak bir değer olduğunu öneren ”gerçekçi“ yaklaşım. İkincisi, Estetik Niteliğin mutlak bir değer olduğunu, ancak insanın bakış açısına bağlı olduğunu savunan ”nesnel“ yaklaşım. Üçüncüsü ise, Estetik Niteliğin hem mutlak olmadığını, hem de insanın bakış açısına göre değiştiğini söyleyen “göreli “ yaklaşım.

Mobil Sanat Manifestosu

Bu manifestoya göre hali hazırda bilinenlerin dışında hiçbir şey kavranamaz. Mobil sanat, kendisini 20 yüzyılın avangart akımlarından Fluxus’un ve Sosyolojik Sanatın devamı olarak konumlandırır. Kendine “Sanat Hayattır” sloganını düstur alır. Bunu kanıtlamak için de varoluşun temelini oluşturan “günceli” bünyesine sokar. Güncel olmazsa Mobil Sanat da olmaz. Güncellik kendisine ne sunuyorsa onu bolca bir şekilde kullanır. Her yenilik, Mobil Sanat’a henüz denenmemişleri de denemeyi beraberinde getirir ve malzeme ile bilimin ilerlemesiyle gelişir. Hiç yerinde durmaz,  örneğin bugünkü cep telefonunun fiziki varlığının da ötesine geçmeye çalışır. Uyum sağlar, çünkü aklı ve ruhu maddenin içinde değildir. Mobil Sanat toplumla doğrudan ilişkiye girer. Aktüalite, eğilimler, korkular, arzular ve görüntülerle de doğrudan ilgilenir. Zamanını gözlemler, tanıklık eder ve katılır. Oyuna katılmaktan, oyun kurmaktan, oyundan keyif almaktan korkmaz ve rol alır. Hayali ve düşünceyi kışkırtan, sanatçının inancını besleyen şeyler üzerinde herhangi bir önceliği yoktur. Mobil Sanat, açık sanattan başka bir şey değildir. Bu sanattan doğan herşey paylaşılan kitle ile birlikte değişime, paylaşıma, yorumlamaya ve sahiplenmeye uğrar. Bu sanat, devinim halinde bir sanattır. Bir şekle veya mecraya sokulması zordur ve bütün sanat alanlarında da kendine yer bulur. Plastik sanatlar, edebiyat görsel sanatlar da buna dahildir. Bu nedenle kendine “Tam Sanat” tanımını yakıştırır. Mobil sanat “herkes için sanat” iddiasındadır. Akıllı telefonların kütlesel olarak benimsenmesi bu sanatın temelinde yatar. Bütün coğrafyalar, kültürler ve bütün sosyal sınıfları ilgilendirdiği için demokratiktir de. Mobil sanat kendisini “Sosyal Heykeltıraşlık” olarak da görür. Topluma kendisinden yararlanmayı önerir. Bu sanat akımına katılan herkese, tüm üyelerine, sanatçı olsun veya olmasın yaratıma katılma yeteneği sağlar. Bu bakış açısıyla, bu sanat, değişimin olumlu bir oyuncusu olarak topluma faydalı bir değişime de olanak sağlamayı istemektedir.

MOBİL SANAT ÖZGÜRDÜR. VAROLMAK İÇİN SINIRLARA İHTİYACI YOKTUR.

Marie Laure Desjardin, 2017.

Yaratıcılık

Yaratıcılık, yeni ve bir şekilde değerli bir şey oluşturma olgusudur. Kişinin kendini anlatmasının değişik yollarından biridir. Buna göre;

Hiçbir şey orijinal değildir.

Hayal gücünüzü arttıran size ilham veren her yerden çalın.

Eski filmlerden,

yeni filmlerden,

müzikten,

kitaplardan, 

resimlerden,

fotoğraflardan, 

şiirlerden,

rüyalardan,

rastgele sohbetlerden,

mimariden,

köprülerden,

tabelalardan,

ağaçlardan,

bulutlardan,

ışık ve gölgelerden BESLENİN!

SADECE VE SADECE RUHUNUZA SESLENEN ŞEYLERİ MALZEME ALIN!

Bunu yaparsanız işiniz veya hırsızlığınız özgün olur.

ÖZGÜNLÜK PAHA BİÇİLMEZDİR!

ORİJİNALLİK SAFSATADIR!

Bunu yaptıktan sonra da hırsızlığınızı saklamaya uğraşmayın, tam tersine değerini bilin.

Jean Luc Godard’ın “Nereden aldığınız değil nereye götürdüğünüz önemlidir” sözünü unutmayın ve Austin Kleon’un “Steal Like An Artist” kitabını okuyun.