FOTOĞRAF   BİZE NEDEN İYİ GELİR?

Mehmet Ömür

Fotoğraf ve sanat bazıları için pek ilgi çekici değildir. Ayrıca gereksizdir de. “Sanat, “Etrafında dönülüyorsa heykel, duvara asılıysa resimdir!(fotoğrafda bu kategoride)” diye tanımlarlar.

Fotoğraf bir sanat dalıdır. 8. sanat dalı olarak sinemadan sonra gelir.

Sanatın 30.000 yıldır uygarlıkların ayrılmaz bir parçası olması da bir tesadüf değildir.

Bir sanat eserine baktığımızda içimizde bir şeylerin harekete geçtiğini hissederiz. Kendimizi sanki daha iyi hissederiz.

Bilimsel araştırmalar bir sanat eserine baktığımızda neler olduğunu artık ortaya çıkartmaya başladı. Nörobilimcilerin 2012 de yaptığı bir araştırmada önemli bir sanat eserine baktığımızda beynimizde dopamin salgılandığını ortaya koydular. Nedir dopamin? Evet, bildiniz! Aşk hormonu. Aşık olduğumuzda da bu hormonun salgılanması artıyor.

Yunan filozof Aristo Milattan 300 yıl önce sanatın sosyal bir olay olduğunu anlamıştı. Arınma olarak da bilinen  katarsis ile Aristo  trajedinin seyirci üzerindeki etkisini anlatır.  Literatürde, ruhun hem özgürlüğüne hem de tarafsızlığına kavuşturulmasını simgeleyen bir retorik olan katarsis, özünde ruhani başkalaşmayı, hatta  boyut değiştirmeyi de anlatmaktadır. Aristo’dan Freud’e çok şeyler değişmiş ve  sanat Freud tarafından da bir çıkış yolu olarak görülmüştür.

Sanatı veya fotoğrafı kendimiz yapalım veya sadece ilgilenelim başkalarıyla iletişim kurmamıza ve kendimizi daha iyi tanımamıza katkıda bulunur. Bir sergide eserleri beğenelim veya beğenmeyelim oradakilerle eserler hakkında fikir alış verişinde bulunmak bize duygu yükler. Estetik kelimesinde yunanca aisthesis kökü vardır. Bu kelime hissetmek ve duygu demektir. Bir yemek sırasında şarap severler masadaki şarabı değerlendirirken, şarap kültüründen konuşurken de benzer duygular yaşarlar. Hissettiklerimizi başkalarıyla karşılaştırmak kendi kişisel dünyamızı anlamamıza da katkıda bulunur. Bu yolla muhakeme becerilerimizi  geliştiririz. Sanat benzer duygu ve düşünceleri taşıyan ruh ikizlerimizi bulmamıza da yardım eder. Bir fotoğrafa bakarken veya bir film seyrederken farkına varmadan gülümseriz, empati yaparız, tiyatro sahnesinde boğulma rolü yapan oyuncuyla nefesimiz kesilir ve güzel müzikle farkına varmadan ayaklarımız ritm tutmaya başlar. Burada “ayna sinir” uçlarımız devreye girmiştir.

En çok da abstre sanat nöronlarımızı kurcalar. Fotoğrafta da abstre söz konusudur. Onu da başka bir yazıya ayırdık. Abstre sanat beynimizi gerçekliğin boyunduruğundan kurtarıp bizi yeni ve bilmediğimiz duyguların kucağına atar. Normalde zor ulaşacağımız heyecanları bize yaşatabilir. Sanatla ilgilenmesi sağlanan çocukların beyinlerinden alınan fonksiyonel MRI bulguları bir çok olayın geliştiğini göstermiştir. Dikkat, hafıza güçlenmesi, geometrik algılama, okuma, anlam bilim, tolerans ve açık görüşlülük, kompleks bir yapı.

Her ne kadar fotoğraf makinesinin fiziksel beceriyi azalttığı görülüyor gibi olsa da sanatsal ifadenin azalmasına  dokunmaz. İşte bu nedenle “Fotoğraf hayat gibidir” dedik

Yine bu yüzden “Hiç bir zaman geç değildir” diyerek fotoğraf öğrenmeye, fotoğrafça düşünmeye başlamayı öneriyoruz.