Paris şu sıralar Steve McCurry Sergisi afişleri ile donanmış durumda. Dünyanın en çok görülmüş portrelerinden biri olan Afganlı kız Sharbat Gula portresi sergi posterlerini süslüyor. Steve McCurry  bir süre önce Roma’da da aynı sergi yaptı.  İnsanın aklına “acaba Steve McCurry bu portreden maksimum yararlanmak mı istiyor?” düşüncesi geliyor. Steve McCurry bu fotoğrafı 1984’te bir ilkokulda çekmişti. Sharbat Gula o zaman 13 yaşındaydı aradan yıllar geçtikten sonra onu bulup tekrar fotoğrafladı. Taliban’ın gelmesi ile birlikte Sharbat Gula Roma’ya sığındı. Bu sergi fotoğrafçıya adanmış en kapsamlı sergi. Sud-Est 57 Ajansı’nın kurucusu Steve McCurry‘nin menajeri Biba Giacchetti serginin küratörlüğünü yapıyor. Maillol Müzesi’nde iki katta serpiştirilmiş 150 fotoğraf herhangi bir tema üzerinden ilerlemiyor. Savaş fotoğrafları, portreler, seyahat fotoğrafları içiçe bulunuyor. 

Müzenin iki katı sadece fotoğraflara ışık düşecek şekilde karartılmış. Bu görsel bir farkındalık yaratıyor. Fotoğraflar bakışlarımızı yakalamayı başarıyor onlarla derin bir empatiye giriyoruz. Steve McCurry’nin insana gösterdiği ilgi çok yoğun hissediliyor. Porterelerdeki karakterlerin gözleri bize çeşitli hikayeler anlatıyor. Mekanlar arasında bir köprü oluşturuyor. Steve McCurry’nin kamerası yardımıyla dünyaya portreler aracılığıyla giriyoruz. O zaman McCurry’nin, güçlü ve tutarlı bir an yakalama yeteneği olduğunun farkına varıyoruz. Roland Barthes dediği an yakalama meselesi burada devreye giriyor. Fotoğraftaki insan yüzü, izleyiciyi fotoğrafın arkasındaki hikayeyi anlamaya çağırıyor. Steve McCurry renk tonu kullanımındaki büyük ustalığı ile görüntülerde zafer ve umut duygularını ortaya çıkarıyor. Her yerde ışık ve renk var.  Görüntülerde çoğu zaman trajik durumlar var. Örneğin Afganistan Herat’daki harabelerin tam ortasında bir grup insanın ısınmak için etrafında toplandığı parlak sarı ateş, duvarlarla muhteşem bir kontrast oluşturuyor. Fotoğrafların üçte biri ile ilgili yorumları girişte ücretsiz dağıtılan kulaklıktan dinleyebiliyoruz. Kulaklıktan Steve McCurry kendi sesinden fotoğrafların hikayelerini anlatıyor. Onu dinleyerek fotoğrafların çekildiği bağlamı daha iyi anlıyoruz.

Steve McCurry parlak renkleri ile ünlüdür. 

İlk başlarda siyah beyaz film kullanmasının nedeni bu filmlerin ucuz olmasıydı. Sergi her ne kadar 1979’da Afganistan’da Sovyet ordusuna karşı Savaşan mücahitleri gösteren siyah beyaz bir fotoğrafla başlasa da çok süratli bir şekilde renk patlamasına doğru evriliyor.

Steve McCurry gençliğinde savaş bölgelerine gönderilen bir foto muhabiriydi. Aynı zamanda Magnum üyeliği de var. Ancak sergi biyografisinde bu özellikleri görünmüyor. Bunun nedeni belki fotoğrafçı geçmişinden sıyrılıp sanatçı kimliğini öne çıkarmak istemesi olabilir. 

Kariyerini dünyayı dolaşarak yapan Steve McCurry Time ve Life gibi dergilere siyah beyaz fotoğraf çekerek fotoğrafçılığa başladı. Steve McCurry’nin 40 yıllık bir kariyerini bu sergide izleme fırsatını yakalıyoruz. Magnum Ajansı’nın önemli bir foto muhabiri olan Steve McCurry gerçekten referans bir fotoğrafçıdır. 

29 yaşında Amerikalılar tarafından finanse edilen Afgan-Sovyet savaşına gitti.  Bir grup islamcı mücahitin arasında onlarla aynı giysiler içinde cephede dolaştı. Fotoğraf bobinlerini elbiselerinin içine dikti, fotoğraf makinesinin yanında yakalatmak üzere başka bobinler bırakarak sınırları geçti.  Rusya’nın Afganistan’ı işgalini ilk fotoğraflayan kişi oldu.

Steve McCurry Hindistan‘a 80 kez seyahat etti. 1983’te fırtına içinde beş ay boyunca Hindistan‘ı bir uçtan bir uca dolaştı. Bu gezisinde çok renkli fotoğraflar çekti. Bu fotoğraflardan bazıları hala onun en ünlü fotoğrafları arasında sayılabilir. Steve McCurry savaştan çok savaşın masumlar üzerindeki toplumsal sonuçlarıyla ilgilendi. Bu durumu  “Hiçbir şey istemeyen ancak her şeyini kaybeden mültecilerin içinde bulunduğu kötü durumlarla ilgileniyorum” diye ifade etmiştir..

Afganistan’ın işgalinden sonra Pakistan’daki bir mülteci kampında fotoğraflardan peçesi yırtılmış genç kız bakana çok şey söylüyor. Yeşil gözlü Afgan kız başındaki kırmızı yırtık örtüsüyle bugünün dünyasının Mona Lizası olarak kabul edilebilir. Sharbat Gula afgan savaş mültecilerinin gerçek bir simgesi haline gelmiş oldu. Afganlı kız olağanüstü yeşil gözleri ile çektiği acıları yoğun bir bakışla ifade ediyor. Bu kız Pakistanı yıllarca terk etmedi ve bu fotoğrafının getirdiği şöhretinden yararlanmaya da çalışmadı. Sonra ülkesine döndü ve son taliban dalgası ile Roma’ya göçtü.

1991’de Amerikan ordusuyla Kuveyt’e çıkan Steve McCurry sanki cehenneme benzeyen manzaraları yakalar. Yanmakta olan petrol kuyularıyla alevler içinde kalmış yağmalanmış bir bölge görüntüsü dikkatimizi çekiyor. 

McCurry 1992’de Kabil’de burka giymiş afgan kızlarının spor ayakkabılarla ortaya çıkardıkları çelişkiyi  gözler önüne seriyor. İslamcılıkla özgürlükçü gelenekler arasında insanların sıkışıp kaldığını bize gösteriyor.

Steve McCurry’nın Küba ve Papua Yeni Gine’den egzotik fotoğrafları var. Kendine has renkleriyle dikkati çeken fotoğrafları bu sergide izleme fırsatı buluyoruz. Madagaskarın ünlü uzun Grandidier Baobab ağaçlarının altında oynayan çocuklar önemli fotoğraflardan bir tanesi. McCurry bize bu fotoğrafta pastoral duygular vermiş.

Steve McCurry 1950’de Philadelphia’da doğdu. Çocuk denecek yaşta eline kamera aldığında insanları fotoğrafın merkezine koymaktan bugüne kadar vazgeçmedi. Sergide kronolojik ve tematik bir yoldan çok Steve McCurry’nin insanlık hallerini gösterdiği bir konu yelpazesi izliyoruz. Amerika’dan Hindistan‘a Küba’dan Afganistan‘a Madagaskar’dan Kuveyt’e çeşitli ülkeleri dolaşma fırsatı buluyoruz.

Sergideki fotoğraflardan Steve McCurry’nin güçlü bir gözlem yeteneğine sahip olduğunu anlıyoruz. Steve McCurry şöyle diyor geriye dönüp baktığımda ışıkla görmeyi ve yazmayı bu renkli titreşimler sayesinde öğrendim. Fark ettim ki kamera sanki bir fırça oluyor. Bazı yerlerin sefaletini iyimser bir görüntü olarak sunmak için farklı renkler üzerinden ilerliyor fotoğrafçı.

Steve McCurry kendisinin usta bir görsel bir hikaye anlatıcı olduğunu kanıtlıyor. Bunu hikayeleri olan fotoğraflar çekerek yapıyor.

Fotoğraflarda kullandığı renklerin şiirsi yapısı arka planda ortaya çıkan siyasi ve tarihsel durumla sıklıkla çelişiyor. 1991 yılında mezar-ı şerif camisinin önünde fotoğraflanan güvercinlerin uçuşu Afganistan’ın talihsiz istikrarsızlığını bize gösteriyor.

Afganistan’daki savaştan dünya ticaret merkezinin çöküşü ve körfez Savaşı’na kadar Steve McCurry dünyada meydana gelen büyük ayaklanmalar hakkında sürekli fotoğraflar göndermiş.

Steve McCurry dramatik olayların yarattığı insanlık durumunun çelişkileri üzerinde oynuyor.

Sergi gerçekten bizi bir dünya turuna çıkarıyor. Beyrut‘ta mayınlarla dolu bir arazide masum dört çocuğun terk edilmiş bir makina tüfekle eğlendiği bir fotoğraf var. Karanlığın ve ışığın kesiştiği ancak insan ırkı için temel olan saflık ve umudun her zaman üstün geldiği bir dünyayı göstermeye çalışıyor Steve McCurry.

Steve McCurry’nin dünyası adlı sergide fotoğraflar tarihi veya bölgeye göre sınıflandırılmamış bunun nedenini her birimizin farklı bir tepkisi olmasına bağlıyorlar. Bu nedenle sergi için seçtiği fotoğrafları herkesin kişisel yorumunu açık bırakmayı tercih etmiş anı kaçırmamanın önemini vurgulamak istemiş.

Steve McCurry’nin hayatta en çok uğraştığı şey seyahat etmek ve deneyimlerini çoğaltmaktır.

Sergi 29 Mayıs 2022’ye kadar Paris’te Maillol müzesinde devam edecek. Fotoğrafçı sergi öncesi yaptığı açıklamada hayatını fotoğraf sanatına adamanın ne anlama geldiğini anlattı. McCurry kendisinin Afganistan tarihine çok bağlı olduğun bunun bir şekilde  içine işlediğini söylüyor. İlk gezisinde fotoğrafladığı ailelere zaman zaman ziyaretler yaptığını söylüyor.

McCurry, savaş ve şiddetle boğuşan bu dünyada tek bir gerçek olduğunu da ekliyor. “Bu dünyada geçirdiğimiz zamanın kısadır”. Fotoğrafçının iyimser kalmasının her zaman kolay olmadığını da sözlerine ekliyor.

Fotoğrafçının çağdaş dünyada rolü sorulduğunda “hala yapılacak çok iş var” diyor.

Steve McCurry’nın konuşmasının sonunda “isteksizliği ve korkuyu aşın risk alın meraklı olun” diyerek bitiriyor.

Bu sergi Paris’e yolu düşen fotoğraf severlerin mutlaka görmesi gereken bir sergi.

Hepinize güzel ışıklı fotoğraflar diliyorum.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir