Mehmet Ömür

 

 

Fotoğraf dergisinin son dört sayısına kendileri fotoğraf çekmedikleri halde fotoğraf konusunda düşünüp kavram üretmiş düşünür, yazar ve filozofları tanıtmaya çalışmıştım. Bu sayıda da aynı şeye devam edeceğim. Size Vilem Flusser’i tanıtmaya çalışacağım. Bence Flusser, Benjamin Walter, John Berger, Susan Sontag ve Roland Barthes’den daha kompleks bir düşünür.  Türk fotoğraf kitapları kütüphanesine “Bir Fotograf Felsefesine Doğru” adlı kitabıyla girmiştir. Bu kitap 1991 ve 2020 yıllarında farklı tercümelerle piyasaya verilmiştir. Vilem Flusser, Prag’da 20.ci yüzyılın başlarında yahudi bir ailede dünyaya gelmiştir. Alman ve Çek ilkokullarında okumuş, hukuk fakültesine başlamış nazi işgalinden hemen sonra Londra’ya göçmüştür. London School of Economics’te eğitimine devam etmiştir. Babası Prag’da parlamentoda sosyal demokrat partinin bir temsilcisiydi. Vilém Flusser, tüm ailesini Alman toplama kamplarında kaybetti. Ardından İngiltere’den Brezilya’ya gitti. Birkaç yıl boyunca günlük işleri yanında felsefi ve bilimsel konularla da ilgilenmeyi sürdürdü. Dilbilim ve felsefe üzerine makalelerini bu dönemde yayınlamaya başladı. 1940 yılında geldiği Brezilyada 1962 yılında felsefe profesörü oldu.

1971’de Avrupa’ya yaptığı bir yolculuk sırasında Brezilya’yı temelli olarak terk etmeye karar verdi ve  önce İtalya’ya ardından Fransa’ya yerleşti. 1983 te “Bir fotoğraf felsefesine doğru” kitabını yazdı. Kitap 14 dile çevrildi.  Dünyanın çeşitli yerlerinde konferanslar verdi. Pragda verdiği bir konferanstan sonra 1991 yılında  Almanya sınırında geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirdi. Prag’da yahudi mezarlığına gömüldü. Ölümü Walter Benjamininki kadar hüzünlü ama hiç olmazsa onun gibi başka dinden bir mezarlıkta yatmıyor.

 

Diğer düşünürler gibi Vilem Flusser de kendi tanımlarını üretti. Görüntü, teknik görüntü, aygıt, fotoğraflama davranışından bahsetti. Ben de bu kavramları açmaya çalışmak istiyorum.

Flusser fotoğrafı felsefi düzlemde incelemiş ve onu bilgi, varlık, değer, bilim, siyaset, din, ahlak, dil, eğitim ve sanat gibi felsefenin ilişkide olduğu varlık alanlarından biri olarak ele almıştır.

Fotoğrafı  başlı başına bir disiplin olarak ele almıştır. İnsanlık tarihinde yazının bulunuşu neyse fotoğrafın bulunuşu da odur ve bunlar insanlık için en önemli  iki devrimdir diyerek görüşünü bildirmiştir. Fotoğrafı çok yönlü olarak ele alır ve bir fotoğraf felsefesi oluşturmak için , çelişkilere, varolan ve olası sorulara yanıtlar arar.

Vilem Flusser’e göre görüntüler, anlamlı yüzeylerdir. Birçok hallerde, “dışarda” olan bir şeyi gösterirler. Zaman ve mekânın dört boyutunu, soyutlayarak, iki boyutlu bir düzleme indirger ve  düşlenebilir olan bir şeyi tasvir etmek için kullanılır.

“Görüntülerin anlamı ilk bakışta algılanabilir ama bu yüzeyseldir” der Flusser. Ama anlamın derinliklerine inmek istiyorsak, bakışımızı görüntü üzerinde gezdirmemiz gerekir. Yani görüntüyü taramamız gerekir. Bu durumda madalyonun iki yüzü ortaya çıkar, görüntünün kendisi ve bakanın niyeti. Görüntünün güzelliği de burada yatar, fotoğraf yoruma yer açar. Tarama  sırasında öğeler tarafından belirlenen  anlamlı bir ilişkiler bütünü ortaya çıkar. Flusser kitabında büyüden bahis eder. Gerçekten de fotoğraf büyülü ve sihirli bir fenomendir. Bazı kimyasallar ve elektronik devreler olup bitmiş bir olayı gözlerimizin önünde yeniden ortaya çıkartırlar. Flusser’e göre bu büyü “hiçbir şeyin kendini tekrarlayamadığı ve her şeyin kendinden önce gelenin bir “sonucu” ve kendinden sonra gelenin “nedeni” olduğu “tarihsel doğrusallık”tan çok farklıdır.  Görüntü insan ile dünya arasındaki iletişimdir. Görüntüler, dünyayı erişilebilir ve insan tarafından düşlenebilir hale sokar. Dünyayı yeniden sunarlar. Ancak bu durum insanı zora sokmuştur.  Ancak fotoğraflar yüzünden insan içinde yaşadığı dünyaya bir açıklama getirmeyi ummuş ve görüntüler arasında yolunu aramak zorunda kalmıştır. Sonuç olarak, yaratılan “görüntüleştirme” amacı bir tür “yanılsamaya” dönüşmüştür. Yukarıda Flusser’in  insanlık için fotoğrafın bulunuşunu yazını bulunuşu kadar önemli bulduğunu yazmıştık. Flusser  kelimelerle görsellerin mücadelesine inceler. Susan Sontag “Kelimeler anlatır, fotoğraflar gösterir” der. Flusser ise yazı ile görüntünün tarih boyunca mücadele ettiğini savunur. Kavramsal düşünce, görüntüsel düşünceden daha soyut bir yapıdır. Metinler, görüntülerin meta kodlarıdır.

İnsan Homo sapiens sapiens olup dili bulup konuşmaya başladığından beri doğadan kopmuştur. Hayvanlar alemini terk etmiştir, kendi doğasını da terk edip başkalaşmıştır. Dünyayı da başkalaştırmaya devam etmektedir. Yine Flusser’e göre metin ve görüntü arasındaki mücadele tarihin en önemli sorunudur. Yazı, insan ve görüntüler arasında sanki şartmış gibi  açıklayıcı bir işlev üstlenmiştir. Bundan ötürü de, yazı insan ve görüntüler arasına girerler. Dünyayı insan için daha anlaşılır hale getirecekken dünyayı gizlemeye başlarlar. Hikaye anlatırlar. Biz bu insana Homo narrans da diyoruz. Böyle olunca da, insan metinleri açıklayamaz, anlamlarını tekrar kurgulayamaz hale gelmektedir. Metinler akılalmaz ölçüde gelişmekte ve insan da kendi ürettiği metinlerin bir işlevi haline dönüşmektedir. Bir  çeşit “metinperestlik” de geliştirilmiş olur. Bugünlerde “görüntüperestik” de etrafımızı sarmaktadır. Beynimiz altından kalkamayacağı derecede görüntü bombardımanına tutulmaktadır. Görüntü çöplüğü demek içimizden gelmiyor çünkü her görüntünün arkasında çoğu kez bir insan dolayısı ile emek durmaktadır. Flusser’e göre “son aşamada, bütün kavramların anlamları düşüncelerde yatar” der. Flusser, fotoğrafın bulunuşuyla teknik görüntünün metinleri görsel olarak açıklayarak dünyayı zordan kurtardığını savunmuştur.

Nedir bu Flusser’in  teknik görüntüsü?

Flusser şöyle düşünür; Teknik görüntü bir “aygıt” tarafından üretilen görüntüdür. Yapıları gereği geleneksel görüntüler “fenomenleri” gösterir, teknik görüntüler ise “kavramlara” gönderme yapar.

Yazıldığından 40 yıl sonra Flusser’in yazdıklarının ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor. Daha o zaman teknik görüntülerin günümüzdeki gibi  metinlerin yerini almaya başladığında çok tehlikeli olacağını söylemiştir. Çünkü teknik görüntülerin “objektifliği” bir yanılgıdır. Burada Flusslerin anlattıkları daha karmaşık hale geliyor. Ona göre gerçekte  teknik görüntüler yani fotoğraflar bir tür  görüntüdür ve bu yüzden de simgeseldirler. Fotoğraf geleneksel görüntülerden daha soyut bir simgedir ve dolaylı olarak dünyayı simgeler. Teknik görüntüden kastedilen, fotoğrafın dünya hakkındaki kavramları tekrar kodladığı şeklindedir . Geleneksel görüntü söz konusu olduğunda ressam zihnindeki görüntü simgelerini, fırça aracılığıyla boyaları herhangi bir yüzey üzerine sürerek aktarır. Bu tür görüntüyü deşifre etmek istediğimizde ressamın zihnindeki kodlama sürecine uygun olarak bir kod çözme işlemi yapmamız gerekir. Ama fotoğraf söz konusu olduğunda süreç bu kadar basit değildir. Görüntü ve anlamı arasına kamera ve fotoğrafçı girer.

John Berger geleneksel görüntülerle fotoğrafı karşılaştırmaya rönesanstan ve dinsel ikonlardan başlar. Flusser farklı yaklaşıyor. Fotoğrafın bulunuşu sonrası dönemle ondan önceki tüm dönemleri  karşılaştırmaya giriyor. Geleneksel resimleri eski büyü, fotoğrafı ise yeni büyü diye adlandırıyor. ”Bir televizyon ekranı veya sinema perdesi karşısında duyduğumuz çekicilik, mağara resimleri veya Etrüsk mezar freskleri karşısında duyduğumuz çekicilikten çok farklıdır” diyor.

M.Ö. 2000 yıllarında, görüntülerin büyüselliğini önlemek için yazı bulunmuştur. Teknik görüntülerin ilki olarak 19 yy.’da icad edilen fotoğraf, mucidlerinin henüz farkında olmamalarına rağmen, metinlere yeniden büyüsellik katma amacı taşıyordu.