John Berger’le Görme biçimleri
Mehmet Ömür
Fotoğraf ve görüntü konusunda düşünürlere yer verdiğim bu dörtlü seride en son John Berger’e geldik.
John Berger 1962 yılında yazdığı “Görme Biçimleri” adlı kült kitaba şöyle başlar.
“Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.”
“Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek buluruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez. Her akşam güneşin batışını
görürüz. Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Ne var ki bu bilgi, bu açıklama gördüklerimize hiçbir zaman uymaz. Gerçeküstücü̈ ressam Magritte ‘Düşlerin Anahtarı’ adlı resminde sözcüklerle görülen nesneler arasında her zaman var olan bu uçurumu yorumlamıştır.
Düşündüklerimiz, inandıklarımız ya da inançlarımız nesneleri nasıl gördüğümüzü, görüşümüzü de etkiler. İnsanların Cehennem’in gerçekten var olduğuna inandıkları Ortaçağ’da ateşin bugünkünden çok değişik bir anlamı vardı kuşkusuz. Gene de onlardaki bu cehennem kavramı -yanıkların verdiği acıdan olduğu ölçüde- ateşi her şeyi yutan, kül eden bir şey olarak görmelerinden doğmuştur” diye ifade etmiştir John Berger.
Görme Biçimleri (Ways of Seeing) fotoğrafla ilgili herkesin okuması, kütüphanesinde bulundurması gereken başucu kitaplarından bir tanesidir. Diğer üçünü ise bence şöyle sıralayabiliriz.
2001 yılında Türkçe yayımlanan Walter Benjamin’in “Fotoğrafın Kısa Tarihçesi” ile birlikte 2019 yılında Kolektif Kitap tarafından yayımlanan ve fotoğraf yazılarından oluşan bir derlemesi olan “Fotoğraf Yazıları”, Susan Sontag’ın “Fotoğraf Üzerine” ve Roland Barthes’in başta “Camera Lucida” olmak üzere diğer kitapları.
1926 yılında Londra’da doğan John Berger’i 4 yıl önce kaybettik. John Berger, mesleki kariyerine ressam olarak başladı ve 1940’lı yıllarda Londra’da birçok sergiye katılmasına rağmen adını sanat eleştirmeni olarak duyurdu, bunun yanı sıra belgesel yazarı, romancı, şair, senaryo yazarı olarak da bilinir. Yaşadığı dönemde fotoğrafın yerini irdelemiş, etkileri üzerinde çalışmış ve BBC’de yayımlanan ve çok kişiyi kısa zamanda etkileyen 4 dizilik görme biçimleri adlı dokümanter programlarından yola çıkarak “Görme Biçimleri” adlı kitabını yazmıştır. Resim sanatında “male gaze” dediğimiz erkek bakış açısı kavramını Berger ortaya atmıştır. Erkek bakış açısı  kavramından yola çıkan Laura Mulvey gibi feminist düşünürler de bunu  slogan haline getirmişlerdir.
Kitap fotoğrafçılar arasında ama daha çok grafik tasarımcılar arasında popülerlik kazanmış olan Görme Biçimleri’nde John Berger ne anlatmak istemektedir?
Kitabında yedi ana bölümde incelediği konulara önce Rönesans döneminde görüntünün anlamından başlıyor ve yönetici sınıfın gücünü gösteriyor. Daha sonra çağdaş kapitalist toplumumuzda reklam kodlarının gelişimi ve reklamın her yerde nasıl var olduğu sorunsalını irdeliyor. Böylece de izleyicinin çevresindeki  görüntüleri sürekli sorgulamasını teşvik etmeyi amaçlıyor. Başka bir tartışma açarak, pek çok müzenin sanat eserlerini adeta “kutsal emanetler” gibi sunduğu tabloları ve görselleri, farklı bir biçimde nasıl görebileceğimizi göstererek, bizi kültürel mirasımıza eleştirel yaklaşmaya davet ediyor. Bütün bunlarla birlikte sanat tarihinde kadın vücudunun görselleştirilmesini oldukça geniş bir şeklide analiz ediyor.
Bugün kitabın yazıldığı 1970’lerden çok uzaktayız ama bu kitapta yazılan görüşler ve değerler, bugünün kapitalist yaklaşımını çok net bir şekilde ve güçlü bir öngörüyle o günlerden bize göstermiş oluyor.
Görme şeklimiz bildiklerimize veya neye inandığımıza bağlıdır. İnsanlar Orta Çağ’da Cehennemin varlığına inandıklarında, ateşi bugün sahip olduğu anlam çerçevesinde görüyorlardı. Cehennem fikri, alevlerin yanarak kül haline gelmesi ve yanıkların neden olduğu acı ile yakından ilişkiliydi. Sevgi durumunda ise sevilen kişinin görülmesi, hiçbir kelimenin veremeyeceği bir doygunluk sağlamaktadır. Uzak kaldığımızda sevdiğimizin fotoğraflarını cüzdanımızda veya ceplerimizde taşımamızın amacı da bu açlığı doyurmaya çalışmaktır.
Kelimelerden önce gelen ve kelimelerin hiçbir zaman tam olarak kapsayamayacağı bu görme eylemi uyaranlara karşı mekanik bir tepki sorunu değildir. Sadece baktığımız şeyi görürüz ama izlemek, seçmektir ve bu seçim sayesinde, gördüğümüz şey bize bağlı olmadan karşımıza çıkar. Bakışlarımız asla tek bir nesneye değil, bu nesnelerle aramızdaki ilişkiye de yönelir. Özetlersek, “görme eylemi hiç durmadan gerçekleşen, çevremizdeki dünyayı, mikro kozmosu ve gerçekliği tarayan muhteşem bir eylemdir” der John Berger.
Önümüzdeki sayılarda fotoğraf ve görme üzerine düşünmüş, araştırmış ve yazmış düşünürleri incelemeye devam edecek ve piramidin tepesinde Walter Benjamin olmak üzere aşağıya doğru genişleterek inşa etmeye devam edeceğiz. Bından sonraki yazılarımızda  Laura Mulvey ile birlikte Vilem Flusser, Laszlo Moholy-Nagy’yi inceleme altına almaya çalışacağız.–
Not: 2016 yılı Tilda Swinton John Berger’le  röportaj yapar ve uzun metrajlı bir dokümanter yapılır. Jonh Berger’in yaşamı ile ilgilenenler öneririm.
https://www.imdb.com/title/tt5298558/
Mehmet Omur