Cep telefonu ile fotomuhabirlik yapılabilir mi?

Ara Güler’i çok severim. Sadece Türkiye’yi en iyi temsil eden fotoğrafçı olduğundan değil, zaman zaman fotoğrafa dair açtığı tartışmalarla bizleri fotoğrafı düşünmeye zorladığı için de onu severim. Bazen, “Ben gazeteciyim. Fotoğrafçı değilim. Fotoğrafçı ile gazeteci arasındaki fark budur. Fotoğrafçı bomba patlar kaçar. Ama gazeteci peşinden gider olayı yakalamaya çalışır. Ben de bu yaşa kadar ona göre çalıştım” der. Herkes “Nasıl yani?” olur. Türkiye’nin en iyi fotoğrafçısı ‘Ben fotoğrafçı değilim’ diyor…

Çoğu sözleri de neredeyse slogan olmuş internette dolaşıp durmaktadır. Bunlardan en önemlilerinden bir,i “En iyi makina en iyi fotoğrafı çekseydi; en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı” sözüdür.

“Ben Singer dikiş makinesiyle bile fotoğraf çekerim! Şunlara bak. Alıyorlar Leica’yı, Canon’u, Nikon’u ellerine, yola düşüyorlar. Bir köylü mü gördüler. Dur! İki şipşak, tamam… Koyun sürüsü mü gördüler. Dur! İki şipşak, tamam… Çadır mı gördüler. Dur! İki şipşak, tamam… Ben bir çobanın fotoğrafını çekeceksem, onunla oturmalıyım, birlikte yemek yemeliyim, gece çadırında kalmalıyım… Onu tanımalıyım. Fotoğrafını ancak ondan sonra çekebilirim ”der

Aradan yıllar geçer bu kez Ara Güler şöyle der; ‘Fotoğraf, sanat değil’ diyorum, ‘Ben fotoğraf sanatçısı değilim’ diyorum, itiraz ediyorlar. Eline bir makine alan düğmeye basabilir. Şimdi de zaten herkes elinde telefonlarla fotoğraf çekiyor”  ve sonra herkesin elinde cep telefonuyla fotoğraf çekmesinin, fotoğrafın mahvolması demek olduğunu savunur, “Bir zaman gelecek, insanlar fotoğrafı kullanmak istemeyecek. Fotoğraf  zaman içinde bu değişikliklerle formunu kaybeder”.

Cep telefonunun da pinhole kamera, 35mm Nikon, orta format Hasselblade gibi bir fotoğraf makinesi olduğuna inanan biri olarak bu konular üzerine tartışmak ve düşünce egzersizi yapmak istedim.

İyi bir fotoğrafçı neden ‘Fotoğrafçı değilim, fotoğraf sanat değildir, cep telefonları yüzünden fotoğraf mahvolacak’ der?

Fotoğrafın mahvolması yok olması mümkün müdür? Fotoğraf nedir?

Fotoğraf kısaca hassas katman üzerinde ışığın bıraktığı izdir. Bu sayede üç boyutlu dünyadaki görüntüler 2 boyutlu hassas tabaka üzerinde kalıcı bir şekilde tespit edilir. 1839’da tescil edilen bu nispeten yeni teknoloji resme alternatif olmuş, ama sanılanın aksine resim sanatını öldürememiştir. 150 yıllık yaşamında da başarıdan başarıya koşmuştur. Yaşam hikâyesi zaferlerle doludur. Niepce, Talbot ve Daguerre ile başlayan macera sürekli alan genişleterek kendisini sanat olarak kabul ettirmiştir. İsteyenler Sean O’Hagan’ın The Guardian’da yazdığı, “Fotoğraf sanattır ve ilelebet sanat olarak kalacaktır” adlı makalesine göz atabilirler.

Paul Delaroche ilk defa fotoğrafı gördüğünde “Bugünden itibaren resim ölmüştür” dedi diye resim sanatı ölebilir mi? Cep telefonu fotoğraf çekti diye fotoğraf mahvolabilir mi? Fotoğrafın ancak sınırları genişler o da olumlu yönde. Fotoğrafa uzanabileceği yeni yollar açılır.

Esas gelmek istediğim konu da zaten burada devreye giriyor. Ara Gülerin ve pürist fotoğrafçıların hoş karşılamadıkları cep telefonu ile foto muhabirlik yapılabilir mi? Yapılabilir, hem de nasıl!!!

Örneklerden yola çıkalım isterseniz.

22 Kasım 2010 tarihli New York Times’ta, “A Grunt Life” adlı makalenin ön sayfasında New York Times’ın kadrolu fotoğrafçısı ve tescilli savaş fotoğrafçısı Damon Winter’ın fotoğrafları yayınlanır. Fotoğraflar Afganistan’daki Amerikan ordusunun 87. Piyade alayının birinci taburunda 6 gün boyunca çekilmiştir. Fotoğrafların özelliği Hipstamatic denilen cep telefonunun bir aplikasyonu ile yani Apple store dan 2-3 dolar kadar bir fiyata indirilebilen bir uygulaması ile çekilmiş olmasıdır.

Bu uygulama size değişik film ve değişik lens kullanımı sağlarken çektiğiniz fotoğraflara duygusal filtreler yükler. Uygulama içindeki film-lens paketlerinin isimleri bile romantiktir; Hawai, Madagascar, Manchester, Holliday pak, Helsinki…

images-43images-42

 

Damon Winter’ın fotoğraflarından bir kaç örneği burada görüyoruz.

 

iphonewar1iphonewar2

Görüntüler yeşil tonlarında, çevresi koyu bazen de flu görüntülerdir. Damon Winter bu görüntülerle  2011 yılında çok prestijli Uluslararası yılın fotoğrafı yarışmasında (POYi) Gazetecilik-Feature Picture Story dalında üçüncülük ödülüne layık görülür. İşte o zaman kıyamet kopar. Gazete dünyası bir taraftan, fotoğraf akademik ortamı diğer taraftan oklarını gönderirler. Eleştiriler daha çok fotoğrafların iPhone ile çekilmiş olmasını değil Hipstamatic ile filtrelenerek doğallığının bozulmuş olmasına yönelmiştir. Oysa bu fotoğrafların yayınlandığı New York Times gazetesinin fotoğraf politikası gazetedeki veya web sayfalarındaki fotoğrafların günlük gerçekleri olduğu gibi yansıttığını, hiçbir şahıs veya obje eklenip çıkartılmadığını görüntünün bozulmadığını sadece crop yani kırpma işlemine izin verildiğini yazar.

Yine aynı gazetede çalışan Chip Lidherland şöyle demektedir “bu görüntüler çekildiği an ve gerçeklikten filtre uygulaması nedeniyle kopartılmış ve artık foto muhabirlik özelliğinden ayrılıp fotoğrafçı olma özelliğine geçilmiştir. Estetik kaygı gerçekliğin önüne alınmıştır. Fotoğrafçı fotoğrafın önüne geçmiştir. Foto muhabir olmaktan uzaklaşmış, fotoğrafçı olmuştur.

Acaba Ara Güler’in de demek istediği bu mudur? ‘Ben fotoğrafçı değil foto muhabirim’ derken görüntüye müdahale etmemek gerektiğini mi vurgulamak istiyor? Winter’ın tartışma yaratan bu vakasına bakarsak haklı olduğunu düşünür, belki artık günümüzde herşey gibi foto muhabirlik de şekil değiştiriyor diyebiliriz. Ama foto muhabirlik fotoğrafın sadece bir dalıdır. Oysa fotoğrafı kelime anlamıyla ve tümüyle ele alırsak o zaman başka yerlere gidebiliriz. Eğer bu ise iPhone ve cep fotoğrafı ile çekilmiş fotoğrafların rahat bırakılması gerekir. Fotoğrafların estetik kaygılarla üzerlerine uygulamalar aracılığı ile başka piksellerin yüklenmesi olayın başka boyutudur. O da sadece foto muhabirlik adına. Fotoğraf çekenlerin belki de foto muhabir olsalar bile bence rahat bırakılmaları gerekir. Fotoğrafın bazı kimseler için özgürlük anlamına, nefes alma anlamına geldiği unutulmamalıdır.

Winter kendini şöyle savunmaktadır; “Taburdaki askerlerin zaten kendilerini cep telefonları ile fotoğrafladıkları düşüncesinden yola çıkarak ben de aynı cihazla çekersem onların içine daha rahat girebilir daha doğal fotoğraflar çekebilirim diye düşündüm”.

Aslıda her zaman olduğu gibi madalyonun iki yüzü var. Savaş foto muhabirliği de kendi içinde tartışmaya açık bir durum. Fotoğrafçının ordu tarafından tescilli olması ve bazı kurallara uyacağına söz vermesi gerekiyor. Yani bazı görüntüleri çekemeyecek, gösteremeyecektir. O zaman nerede kaldı gerçek? İşte bu yüzden çok iyi bilinen bazı ünlü savaş foto muhabirlerinin de hile yaparak gerçekliği bozduğu anlaşılmıştır. Bunun en önemli örneği Don McCullin’in Vietnam’da ölü bir askerin üzerindeki şahsi eşyalarını etrafına koyarak yeniden çekmesidir. Don McCullin bu fotoğrafı kendisini kurguladığını kabul etmiş ve foto muhabirlik adına özür dilememiştir. ‘Ölü asker konuşamadığı için ben onun adına konuştum’ diye de kendini savunmuştur.

napajhup3e8qqmx3owvt

 

Capa’nın 1936 yılında İspanyol iç savaşı sırasında “Asker’in vuruluş anı” fotoğrafının da tamamen kurgu olduğu konusu sürekli gündeme gelir. Fotoğrafın analog dönemde de yalan söylediği daha fotoğrafın ilk bulunduğu dönemlerden beri bilinen bir gerçektir. O zaman neyi konuşuyoruz?

images-39

Belki de Damon Winter’dan görmeye alışık olduğumuz aşağıdaki gibi gerçek üzerinde oynanmadığına inandığımız savaş fotoğrafları görmeyi bekliyorduk…

12afghan.600

Yazıyı yine bir Ara Güler anekdotu ile bitirelim.Türkiye’nin en büyük tren kazasından sonra foto muhabiri Ara Güler kaza yerine gider. Bakın neyle karşılaşır:

“Haber geldi, Orient Express Çatalca’ya yakın bir yerlerde çarpışmış, çok ölü var. Ressam Firuz Aşkın’ın arabası var. Dedim ‘Beni götürsene oraya kadar’. Bindik gittik kaza yerine, ambulanslar gelmiş falan. Yokuş aşağı tren görünüyor, vagonlar devrilmiş, birbirinin üzerine binmiş, vay anasını! Ben iniyorum aşağı, ‘Ben gelmeyeyim abi’ dedi .’Niye gelmiyorsun?’ ‘Ben irkilirim böyle şeylerden’ dedi ‘Ulan ne biçim gazetecisin” falan filan, midesi tuttu, kusuyor. Kussun, ben indim tepeden aşağıya ki çok kötü vaziyet. Ölüleri çıkarıyorlar, trenin kenarına diziyorlar. 10 tane burada, 15 tane orada 20 tane şurada filan. Bir vagon görüyorum dik durmus, içine girip bakayım diyorum belki acayip birşey çıkar. Mecmua fotoğrafı çekmek başka şeydir. Çarpışmış trenleri çekince iş bitmez. Detay lazım, sembolik detaylar, cesetleri de ön plana almamak lazım. Orada da imajinasyon lazım. Bir yere gittim, bir kompartıman, böyle eğri duruyor, ama içinde de yürünebiliyor. Bir el var, bir de imdat freni, birbirinden aşağı yukarı iki karış mesafede. Kafamdan bir kompozisyon kurdum, şu el biraz daha ileride olsa, el frenine uzanıyor gibi olsa dramatik olmaz mı resim? Adamın, yani ölünün elini çekiyorum, gelmiyor. Vücudunu itmeye çalışıyorum, sıkışmış gelmiyor, çekiyorum ki denge bozuldu, adamın altında kan birikmiş o kanlar başımdan aşağıya aktı. Üstüm başım her tarafım kan içinde kaldı. Neyse tutturamadık adamın elinde, çıktık oradan kanlar içinde. Bir takım resimler çektik işte, Orient ekspress ve ölüler, arkada trenin enkazı görünüyor, Paris-Match de tam sayfa çıktı.”

 

 

1957_yarimburgaz_tren_kazasi_ara_guler_5_

 

Kısaca özetlersek foto muhabirlik ve savaş muhabirliği zor istir doğrusu.